Mürşidi Kamil

Mürşidi Kâmil Zâtlarda Bulunan Özellikler Nelerdir?

Mürşidi Kâmil zâtlar, nereye giderse onu görünce, insanın gayr-i ihtiyari olarak Allah (cc) aklına gelir. Kişinin o zâtı görür görmez ilk söyleyeceği söz:

·         Allah Allah! Bu zât kim acaba. Ben nereliymişim, bu neymiş? Olur.

·         Ben bunu bir yerden tanıyorum, diye düşünür.

                Dinde kendisine güven duyulur, yüzüne bakıldığı zaman Allah ve Resulü hatırlanır, bakışlarında, ibret, halinde heybet, sözlerinde hikmet olgusu olur.

                Mürşidi Kâmil olan zâtlar kabirde çürümezler. Mürşidi Kâmil olan zâtlardan bazıları, Allah-ü Teâlâ Hazretlerinin Cemal sıfatına mazhar olurlar, bazıları da Celal sıfatına mazhar olurlar. Öyle ki Celal sıfatına mazhar olan evliyanın kabirlerinin yerini dahi değiştiremezler. Mürşidi Kâmil zât kendisine müntesip olan kişinin son nefeste kelimeyi şahadet söylemesine, imanlı gitmesine vesile olur. Rabbimiz 'bana vesile ile gelin' buyuruyor. Allah (cc) ve Peygamber (as) arasında Cebrail (as) vesile oldu. Peygamber (as) de Allah (cc) ile insanlar arasında vesile oldu, Efendimiz (sav) Hadisi şerifinde;

                "Muhammed'in nefsini elinde bulunduran Allah'a yemin olsun ki, hiç şüphesiz, Allah'u Zülcelal'in en sevgili kulları; Allah'ı kullarına, kulları da Allah'a sevdiren, yeryüzünde hayır ve nasihat için dolaşanlardır" buyurmuştur.


Mürşidi Kâmile Tabi Olmanın Faydası Nedir?

Konuya bir menkıbe ile başlayalım İnşâallah!

Kuddusi Baba (ks) Hazretleri, yaşadığı dönemde Mürşidi Kâmil bir zât ve zamanın kutbu idi. Bu mübarek zât vefat edeceğinde dervişlerine şöyle söyler:

                "Ben ölünce Sala vermeyin. Sabah namaza gelen cemaat kaç kişiyse, onlarla cenaze işlemlerimi yapın"

                Kuddusi Baba vefat eder. Caminin müezzini de dervişidir ama üstadı haber etmeyin dediği için, sabah namazına gelen sekiz on kişi ile birlikte defnetmek için kabristana doğru giderler. Bu arada saban demiri kırılmış ve onu kaynatmak için demirciye giden köylü bir adam bakar ki bir cenaze gidiyor.

-          Bu cenaze kimindir? diye sorar.

Onlar da:

-          Bu cenaze büyük bir Allah Dostu Kuddusi Babanın cenazesidir, derler. Adam elindeki kırık demir parçasıyla birlikte, Cenazenin salından tutar ve kabristana gider. O mübareği defnedip herkes ayrılır. Bu adam saban demirini kaynattırmak için demirciye gider.

Selam verir ve:

-          Usta, benim saban demiri kırıldı, bunu kaça kaynatırsın? der.

Demirci Ustası:

-          Bu demiri kaynatmak için iki teneke köür harcarım, dört akçe de paranı alırım. Yalnız öğleden sonra gel al, der:

Adam:

-          Peki, der. Anlaşırlar ve gider. Saban demirini almak için adam öğleden sonra tekrar demircinin yanına gelir.

-          Hazır mı usta? deyince!

Usta öfkeli bir vaziyette:

-          Sen benimle dalga mı geçiyorsun be adam! Bu be getirdiğin demiri değil kaynatmak şöyle dursun, ısıtamadım bile. Hem ayrıca iki değil dört teneke kömür harcadım. Bana dört akçe daha borçlusun, der.

Adam şaşkın bir halde demirciye bakarak:

-          "Usta, hem demiri kaynatamıyorsun, hem de benden fazla para istiyorsun. Senin bu yaptığın hak değil. Ben bu parayı sana ödemem. Yürü Kadı'ya gidelim, kim haklı ise o karar versin" der.

Doğru Demirci ve Köylü, Kadı'ya giderler. Kadı Efendiye demirci durumu olduğu gibi anlatır. Kadı Efendi demirciyi dinler ve diğer adama dönüp:

-          Sen bu gün ne yaptın? diye sorar. Adam da başından geçenleri şöyle anlatır:

-          Kadı Efendi, bu sabah kırılan saban demirini kaynattırmak için evden çıktım. Baktım ki bir cenaze gidiyor.

Sordum:

-          Bu zât kimdir? diye.

Onlar da:

-          Kuddusi Baba dediler.

Saban demiri ile Cenazenin Salına dokunarak mevtayı taşıdım. Gittik cenazeyi defnettik. Başka öyle mühim bir şey yapmadım, der.

Olayı dikkatle dinleyen Kadı Efendi bu defa hüngür hüngür ağlamaya başlar. Demirciye kendi cebinden on akçe çıkarıp verir. Diğer adama da:

-          O demir parçasını bana satar mısın? Kaç paraysa vereyim, bende hatıra olarak kalsın, der.

Köylü de Kadı?nın maksadını ankamadan:

-          Şu kadar der ve Kadı Efendi dediği miktarı köylüye öder ve sonra:

-          Allah'ım O mübarek zâtın salına dokunan demir parçası yanmazsa, acep ola ona sağlığında iken intisap edenler ne güzel haldedir. Aman Ya Rabbi! Sen bilirsin, deyip yakarmaya başlar.

İşte Mürşidi Kâmil olan zâtlar Allah'ın izni ile hayatlarında da mematlarında da insanlara fayda sağlayan onları irşad eden Allah'ın has kullarıdır. Onlar, Allah'a taat ve ibadetle yaklaşınca, Allah Teâlâ da onlara böyle kerametler ihsan ederek yaklaşır. Allah'ın kendisine yaklaştığı kimselere, böyle lütuflarda bulunması gayret normaldir. O dilerse, O'nun dilediğini geri çevirecek yoktur.

Allah'ın bütün evliya kulları Muhammedül Mustafa'nın Tellallarıdır. Efendimiz (sav) sevilmedikçe, sünnetleri ihya edilmedikçe Allah'ı sevmek mümkün değildir. Zira Tarikat-ı Aliyenin Bânisi (kurucusu) Rasulullah (sav) Efendimizdir. O'ndan sonra Hazreti Ebubekir (ra) ve Hazreti Ali (kvc) tarafından, iki koldan kıyamete kadar devam edecek olan bu mübarek yol, çeşitli isimlerle anılmıştır. Örneğin; "Kadiri, Rufai, Nakşibendi, Mevlevi? gibi"  (Allah onlardan razı olsun). Ancak bunlar arasında hiçbir zaman ayrıcalık yoktur. Gaye, Allah ve Resûlüne vasıl olabilmektir. Bunun gâyrın da, kendisine menfaat sağlamak için çalışanların sonu, hem bu dünyada hem ahrette hüsrandır. İnsanlar bu hüsrana uğramak istemiyor iseler, kendilerine, Allah-u Teâlâ Hazretlerinin sıfatlarında fani olmuş, Rasulullah (sav) Efendimizin varisi olan, velayet veya veraset nuruyla kemâle ermiş, irşada yetkili bir zât bulmalıdır. Değilse Hakikate ermek mümkün değildir.


Bir Zâta Mürşid-i Kâmillik Görevi Nasıl Tevdi Edilir?

Mürşid-i Kâmil olan zâta Peygamber (as), Piranlar ve diğer Evliyaullahın huzurunda görev tevdi edilir. Bu görev 'İRŞAD' vazifesi hakkındadır. Bundan maksat, hepsinin bu zâtı tanıması ve bilmesidir.

Bütün Mürşid-i Kâmil zâtlar bu mana ikliminde maneviyat ehlinin huzurunda, Rasulullah (sav)'in onayı ile bu yüce vazifeye tayin olmuşlardır.

Mürşid-i Kâmillere görev verildiği zaman, Allah Teâlâ kendi evlatlarına olan sevgisinin bir başka boyutunu, kendisine uyan Talib ve Müritleri hakkında kendisine verir. Böylece taliplerini de kendi evlatları gibi severler. Kamil-i Mürşitlik görevi ile birlikte, taliplerine karşı cinsel bir duygu hissetmez. Kendisinden bu tür sevgiler tamamen alınır. Buna manevi ameliyat denir.

Rasulullah Efendimiz (sav) bir Mürşid-i Kâmile üç şeyi de yanında verir. Bir kamçı, bir kitap veya bir ayna verir. Dervişlerini gösterir. Bir çanta içinde ameliyat aleti verir, eğer sana tâbi olanlardan göz zinası varsa, gözünü ameliyat et, şehveti varsa, şehvani arzusunu al buyurur ama o kişinin talip olması lazım, verilen reçeteleri yerine getirmesi lazımdır. Mürşid-i Kâmil burada bahsettiğimiz malzemeler dünya aletlerine benzemez. İnsanlar tarafından anlaşılsın diye bu ifadeleri kullandık.


Peygamber Efendimizden Sonra Halkı İrşat Edecek Varislerinin Geleceğine Dair Hadis Yada Ayet Mevcut Mudur?

Cenab-ı Zülcelâl Hazretleri, Peygamber (sav) Hazretlerinin bütün insanlara ve cinnilere gönderdiği için, Rasulullah Aleyhisselatü vesselam Efendimiz gayet mahzun olup Cenab-ı Zülcelâl Hazretlerine:

"ilahi Ya Rabbi! Bugüne kadar yüz yirmi dört bin Peygamberini, kullarını irşad için gönderdin, beni insanlara ve cinnilere Peygamber kıldın. Ömrüm kısadır, ümmetimin ömrüde kısadır. Ümmetim günahkârdır. Ümmetin ahir zamanda yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bunların hali ne olacak?" diye ağladı. "Sen bilirsin Ya Rabbi! Gafurur rahiymsin, Ya Rabbi!" diyerek niyazda bulununca;

Cenab-ı Allah O'nun yakarışına, derhal Cebrail (as)'ı yolladı.

Cebrail (as):

"Allah?ın selamı var ya Muhammedül-Mustafa. Senin ümmetinin âlimleri Şeriatla amel edip, Tarikata süûk eden, ihlâslı, takva olan âlimlerdir ki, bunlar senin varislerindir. Verasetül-Enbiyadır. Bunlar Beni İsrail Peygamberlerinin muadilidirler. Onlar senin ümmetini irşad edecekler. Cennetle müjdeleyici, cehennemle korkutucu olacaklar", deyince Peygamber Efendimiz (sav):

"Elhamdülillah, Elhamdülillah, Elhamdülillah" dedi.

Bunun üzerine Hazreti Peygamber (sav) memnun olmuş, ashabını ve ondan sonra gelecek olan ümmetini müjdelemiştir. İşte bu zâtlar Peygamber (sav) Hazretlerinin varisi makamına erişen (İndi İlahiyye'de Kıymetli) Allah-ü Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinin seçilmiş kullarıdır.

Cenab-ı Zülcelâl Hazretleri: "Ey Habibim! Senin ümmetinin âlimleri, takva olanları, Beni İsrail Peygamberleri muadilidir", buyurmuştur.

Peygamber Varisi olan Mürşid-i Kâmiller kıyamete kadar Ümmet-i Muhammedi irşad edecektir.

Peygamber (sav) Efendimiz hadisi şeriflerinde:

"İrşada gücü yeten bir akıldan irşad talep ediniz ve ona isyan etmeyiniz" buyurmuştur.

Cenab-ı Zülclâl Hazretleri, Kur'an-ı Kerim'de bu zâtlara işareten:

"Sabrettikleri ve ayetlerimize doğru yola ileten rehberler tayin etmiştik." (Secde /24) buyurmuştur.


Mürşid-i Kâmile Neden İhtiyaç Duyulur?

Bazı âlimler, ulemalar Kuran'a ve sünnete bağlı olduğu müddetçe ehli tasavvuf gibi yaşayanlar da Cenab- Zülcelâl Hazretlerinin evliyası olur, diyorlar evet doğrudur. Fakat bu nadirattır. Tarikata girenler ile girmeyenlerin arasındaki fark dağdaki olan meyveyle bahçedeki olan meyvenin arasındaki fark gibidir, çünkü bahçede yetişen meyvenin bir bahçıvanı olur. Toprağını havalandırır, temizler gübresini atar suyunu verir, aşısını yapar. Çiçeklendiği zaman onun flitini verir, haşerelerden korur. Mümbit bir şey olur.

                Ama diğer tarafta da kendi başına zikreden, ne nefsi levvamede olduğunu bilir ne mülhimede olduğunu bilir. O da meyvedir ama bu meyve kendiliğinden olur, sahibi olan meyve gibi olmaz. Doktoru olan hastayla, doktoru olmayan hasta gibidir. Doktoru olan hasta ilaçlarla ameliyatla tedavi olur. Doktoru olmayanda sabır Allah sabır Allah der. O hastalığı çeker. Yine de Allah'a dost olur ama çeke çeke gider.

Mürşid-i Kâmile bağlı olan ise sıhhatli gider. Başka bir misal verecek olursak; nasıl devletin askeriyesi varsa, nasıl orduda bir çavuşun, onbaşının, başına bir sıkıntı gelse bir tehlike olsa, o ordunun generali hemen emir verir ve birden o sıkıntı çözülür. Sivilde ise kahvede birini öldürseler onun katilini bile bulamıyorlar. Niye, sahiplenen yok değil mi. İşte Tarikata giren insan da manevi askerdir. Manevi askerin de bir arayanı olur. Maneviyat, evliyaullah da onları arar, onları kollar ve gelecek hadiseleri onlara bildirir ve uyarır aradaki fark budur.

Yunus Emre Hazretleri; "Şeyhi Olmayanın Şeyhi Şeytandır" buyuruyor. Bu sözün manası şudur; Müslüman eline bir mecmua alıyor, kalbin açılması için bin defa Ya Fettah çekeceksin veyahut işinin olması için şu kadar esma çekeceksin diye okuyor. Bu arada ruhi sultani genişliyor ama bu sefer de nefis ve şeytan daralıyor. Daraldığı için de Allah'ın varlığına birliğine şek şüphe yaptırmaya başlıyor. Aklı fikrine, fikride kalbine diyor ve konuşmaya başlıyor. Şeytan ve cin bu insana musallat oluyor. Onun için insana bir rehber gerekiyor. Bizlere fıkıh ilmi ile ışık tutan mezhep sahibi imamlarımız dahi bu manevi gerekliliğini anlamışlar.


Abdulmetin
Efendim, Sultanım, Hünkarım. Çok özledi seni bu garib kıtmirin Lutfeyle H
lütfi öcal
baba cım seni çok seviyoruz babacım ALLAHIM SENİ BİZDEN AYIRMASIN ALLAHIM
Belirtmek istemiyor
Selamun aleykum Hacı Kamil baba ile nasıl irtibata geçebilirim.İstanbulda oturuyorum.Yardımcı o
İsmini Vermeyen Misafir
You've really helped me unstedrand the issues. Thanks.
lütfü öcal niğde
sultanım çok özledik seni ALLAH IM DÜNYA GÖZÜYLE İNŞALLAH BİRKEZDAHA GÖRME
Efrad ı cihad
Selam eleykum ve rahmerullah,Allah u ekber,Resulullah(sav) Muhammeden Alla
züleyha kurt
Eselamun Aleyküm Rabbim Teala razı ve hoşnut olsun.Efendi babamızında himm
ersan akyüz
siteye emeği geçen herkesten allah razı olsun üstadımızın himmeti herkesin üzerine olsun
sultan öcalan
rabbim sizlerden razı olsun kardeşlerim gidip görüp sohbetinde bulunamayan kardeşlerim ve bu fa