Hayatı

TİRELİ HACI KAMİL KARASU HAZRETLERİ

 

HAFIZ OSMAN EFENDİ

10 Mart 1936 tarihinde İzmir?in Tire ilçesinde dünyaya gelen Hacı Kamil Tirevi hazretlerinin büyük dedeleri aslen Aydın?ın Karacasu İlçesindendir. Annesi Fatma Hatun, babası ise helal rızkı önem veren, arif ve fazıl kişiliğiyle bilinen Hafız Osman Efendi?dir. 

Hacı Kamil Tirevi hazretleri, henüz 5 yaşındayken annesi Fatma Hatun?u kaybetmesinin ardından babası merhum Hafız Osman Efendi?nin yüksek dini terbiyesi altında yetişmiştir.

Hacı Kamil Tirevi hazretleri, babasının dini hayattaki hassasiyetini bir anısında şöyle anlatmıştır:

Annem ben henüz 5 yaşındayken vefat etmişti. Çok varlıklı olan dedemin vefatından sonra ise hatırı sayılır bir miras kalmıştı. Dedesinin vefatından sonra teyze ve dayılarım bir araya gelerek annemden dolayı bizlere kalan mirası pay etmemizi istediler. Ancak İslam fıkhına göre annemiz dedemizden önce vefat ettiği için kuşak atlıyor ve bize miras düşmüyordu. Medeni hukuka göre ise miras hakkımızdı. Bu çok nadir yaşanabilecek bir durumdu.

O günlerde babamız Hafız Osman Efendi tüm kardeşlerimi ve beni yanına çağırarak; 'Evlatlarım, kanunen miras sizin hakkınız olsa da dinen hükmü biliyorsunuz. Bu konuda sizi serbest bırakıyorum. Yalnız sizden İslam?a uygun bir davranış sergilemenizi bekliyorum' dedi.

Mehmet Ağabeyim de benim gibi düşünerek dünya malına meyletmedi. Miras medeni kanuna göre bölündü. Mahkemelerle uğraşılmasın diye biz de kanuni hakkımızı kâğıt üzerinde aldık. Hemen arkasından bize düşen tüm mirası tekrar teyzem ve dayımlara iade ettik. Böylece hakkımız olmayan bir mirası almadık. Elhamdülillah...

Aradan bir süre geçtikten sonra teyzem bize iki büyük teneke zeytinyağı göndermiş. 'Çocuklar dini hassasiyetleri icabı mirastan vazgeçtiler. Bari şu zeytinlikten alınan zeytinyağından onlara pay verelim.' diye düşünmüş. Ancak ağabeyim de ben de bu zeytinyağlarını kabul etmedik. Bu yağları bizim adımıza, Allah rızası için fakirlere dağıtmasını söyleyerek teyzemizi üzmeden geri gönderdik.

Diğer bir hadise de şöyledir:

'Rahmetli babamız, bizim bankalarla bağlantımız olmasını istemez ve sık sık şöyle nasihat ederdi:

- Evlatlarım yolda yürürken bir bankanın önüne gelseniz dahi süslü kaldırımlarından asla yürümeyiniz. Zira o süslü kaldırımlar faiz parası ile yapılmıştır. Bunun sizin ihlasınıza, irfanınıza ve imanınıza zarar vermesinden korkarım.

Babam Hafız Osman Efendi?nin Han?ın altında çay ocağı işletmeciliği yaptığı bir dönemde ben de kendisine yardım ediyordum. Bir gün beni yanına çağırarak şöyle dedi:

- Oğlum şu bankaya bundan böyle çay satışı yapmayın. Orası ile alış veriş yapmak artık benim içime sinmiyor.

Oysaki müşterilerimiz içinde en fazla çay satışı yaptığımız yer o bankaydı. Aslında dinen bankaya çay satmamızın herhangi bir sakınca yoktu fakat rahmetli babamın faiz meselesindeki hassasiyeti nedeniyle o günden sonra o bankaya çay satışı yapmadık.

TARİKAT YOLUYLA İLK TANIŞMA

 

Hacı Kamil Tirevi hazretlerinin tarikat ile tanışmasına vesile olan kişi; babası Hafız Osman Efendi?nin Tire merkezde Han Otel işletmeciliği yaptığı dönemde Han?ın kâtipliğini yapan Sabri Efendi?dir.

Sabri Efendi aslen Tireli olup, uzun süre Zonguldak kömür ocaklarında çalıştığı dönemlerde Kadiri Rufai üstadından ders almış, güzel ahlak sahibi, muttaki bir Müslümandır.

O dönemin Arapçası ve hitabetiyle tanınan meşhur hocalarından Sofu Hoca ile birlikte Han?da bazı geceler dini ve ilmi sohbetler yapmaya başlayan Sabri Efendi, bir süre sonra henüz 15-16 yaşlarında olan Hacı Kamil Tirevi hazretlerini de bu sohbetlere davet ederek ilim ve sohbet meclisleriyle tanışmasına vesile olmuştur.  Katıldığı bu gece sohbetlerinden çok büyük manevi lezzetler alan Hacı Kamil Tirevi hazretlerinin özellikle Kadiri ve Rufai yoluna kalbinde bir sevgi ve aşk hali doğar. Babası Hafız Osman Efendinin de Abdülkadir Geylani hazretlerine olan derin muhabbetinin etkisiyle bu sevgi ve aşk hali daha da artarak devam eder. Öyle ki kalbinde manevi yolculuğunda çok önemli bir yere sahip olacak olan Abdülkadir Geylani hazretlerine karşı duyduğu bu aşk ve muhabbet, zamanla Hacı Kamil Tirevi hazretlerinin ruhunu âdeta yakar kavurur. Hatta hüzünlü olduğu zamanlarda kitapçı komşusunun vitrininde yer alan Abdülkadir Geylani hazretlerinin eserlerine bakarken, üzerinde yazan 'Seyit Abdülkadir Geylani'  ismini gördükçe içi huzurla dolar, teselli bulur ve gözleri yaşarırdı.

Hacı Kamil Tirevi hazretleri; tasavvufa karşı bu muhabbetini fark ederek kendisiyle özel alaka gösteren Sabri Efendi hakkında 'Eğdi, büktü, pişirdi ve bir yola soktu. O yol ki saadet yolu, ebedi mutluluk yolu, tarikat yoluydu. Allah ondan razı olsun. Biz hala Sabri Efendi?nin ruhuna Yasin-i şerif okur, dua ederiz.' demişlerdir.

 

            BABA HAKKI

 

Hacı Kamil Tirevi hazretleri, muhterem babalarına karşı tam bir itaat içerisinde hareket eder ve sürekli onun hayır dualarını almaya gayret ederdi. Bu husustaki titizliğini ve hassasiyetini bizlere iki örnekle anlatır.

Hacı Kamil Tirevi hazretlerinin 1963 yılında dünya evine girmiş olduğu Sabiha Hatun?dan, biri henüz doğmadan sekiz aylık iken kaybetmiş olduğu diğerleri hayatta olan Abdülkadir ve Fatma isminde üç evladı olmuştur. Oğlu Abdülkadir?in ismi ise daha o doğmadan kendisine rüyasında manen bildirilmiştir. Bu konuyla ilgili olarak Hacı Kamil Tirevi hazretleri:

'Eşimin ilk çocuğumuza hamile olduğunda bir rüya görmüştüm. Rüyamda bana bir oğlumuzun olacağı ve isminin de Abdülkadir olacağı bildirilmişti. Ancak bir teamüldür ki bizde büyükler varken çocuğa isim koyma hakkı onlarındır. Bu vazife bize düşmez. Ancak çocuğun isminin Abdülkadir olacağı hakkında manevi bir ikaz da var. Ben babama usulüne uygun bir şekilde bu manevi durumu anlatmaya çalıştım. Rahmetli babam Abdülkadir ismini duyunca hemen duygulandı ve gözlerinden iki damla yaş geldi. 'Tamam, oğlum bu ismi ben teklif etmiş gibi koyalım inşallah.' diyerek şerefle kabul etti.'

Bu konuyla ilgili olarak bir başka sohbetinde şunları anlatmıştır:

'Ablamın kayınpederi olan dünürümüz, halk arasında İmamişi Efendi diye bilinen rahmetli Hacı Hafız Mehmet Evcil?in evinin bitişiğinde kiralık bir evi daha vardı.  İmamişi Efendi, bahçe kapısı ortak olan bu eve güvenilir bir kiracının gelmesi konusunda bir ara babama fısıldamış.

İmamişi Efendi?nin evi mukim, güzel bir ev olmasına rağmen diğer kiralık ev eski püskü, kırık dökük, karanlık yani mukim bir ev değildi. Ancak bahçe kapısı ortak olduğu için mübarek, güvenilir bir komşunun gelmesini arzuluyormuş.

Ben de o zamanlar yeni evliydim. Bir ev tutmuş ve altı aylık kirasını da peşin vermiştim. Bir ara rahmetli babam beni yanına çağırarak:

- Oğlum yarın bir kamyon tut, eşyalarını yükle. Dünürümüzün yanındaki kiralık eve taşınıyorsun.

- Hayırdır! Nereden çıktı bu baba.

- Oğlum sen Türkçe biliyorsun değil mi?

- Baba, oturduğum evin altı aylık kirasını peşin verdim. Dolmasına henüz beş ay daha var.

- Oğlum sen ne diyorsun, ben ne diyorum? Yarın kamyonu evinin önüne çek, eşyalarını yükle, İmamişi Efendi?nin yanındaki eve taşın. O kadar oğlum?

Ben de peki baba diyerek ertesi gün ev sahibimin yanına gittim, durumu anlattım. Kiranın geri kalan kısmını iade etmesi için rica ettim. Kadın bana kirayı altı ay için sözleşme yaptıklarını bu yüzden kiranın kalan kısmını geri ödeyemeyeceğini söyledi. Ben de kendisiyle helalleşerek evden taşındım.'      

NAZİLLİLİ HACI ALİ EFENDİ

 

Hacı Kamil Tirevi hazretleri, manevi bir işaret üzerine Nazillili Hacı Ali Efendinin dergâhında uzun yıllar hizmet etme imkânı bulmuştur. Aydın?ın Nazilli ilçesinde mukim olan Hacı Ali Işıtan Efendi, dört tarikattan icazetli olmasına rağmen daha çok Nakşibendîlik usulleri ile irşat görevini sürdüren, dönemin en önemli Mürşit-i kâmillerindendi. Tire?deki meclislerinde 13-14 yıl gönüllü hizmet etmiş olan Hacı Kamil Tirevi hazretleri bu dönemle ilgili şunları anlatmaktadır:

'Nazillili Hacı Ali Efendi hazretleri, dönemin meşhur evliyasıydı. Tire?de bu zatın yetişmiş birçok talebesi vardı. Her biri sanki halife gibiydi. Hafız İmamişi Efendi?nin mescidinde sabah namazları, seçkin bir cemaatle kılınır ve bu cemaatin çoğunluğunu da Nazillili Hacı Ali Efendi hazretlerinin dervişleri oluştururdu. Biz de böylesi güzel bir mescitte ve cemaat içerisinde 13-14 yıl hizmet etme şerefine erdik. Ben Allah?ın izniyle her sabah erkenden mescidin kapısını açar, sobayı yakar, etrafı temizler ve ezanı okurdum. Elhamdülillah! Allah bizim gönlümüzü o mescide öyle bağladı ki; yeni evli olmamıza rağmen bu görevimizi hiç aksatmadık.

Her sabah namazından sonra Nazillili Hacı Ali Efendi hazretlerinin halifesi Çapar Hacı Emmi 'Hatm-i Hâce' yaptırırdı. Ben, Hacı Ali Efendi hazretlerinden dersli olmamama rağmen bu zikir meclislerine katılır ve devam ederdim. Oradaki ağabeylerimin bazıları beni dersli zannederlerdi.

Her anı feyz içinde geçen bu zikir meclislerinde, sanki Nazillili Hacı Ali Efendi hazretlerinin ruhaniyetini sürekli yanımızda hissederdik. Nakşibendî usulü üzere dillerimizi üst damağımıza yapıştırır hafi yani sessiz bir şekilde zikir yapardık. Hele bir de sekeratül mevt yani ölüm rabıtası yapılırdı ki ondan çok büyük manevi lezzet alırdık. İşte böyle gençlik yıllarımızda Nazillili Hacı Ali Efendi hazretlerinin meclislerinde bulunarak manevi yolculuğumuzda bir aşk hali bir şahlanma durumu meydana geldi.'

 


YUNAKLI HACI MOLLARAHİM EFENDİ

 

Hacı Kamil Tirevi hazretleri, ilk kez hacca gittiği 1967 yılında Konya?nın Yunak ilçesi Adakasım köyünde bulunan Kadiri Rufai üstadı Hacı Mollarahim hazretlerine intisap ederek ilk dersini almıştır.

Hacı Mollarahim Efendi, hem anne hem baba tarafından seyit olup, âlim bir evliya idi. Köyün en zengini olan ve aynı zamanda cömertliği ile tanınan Hacı Mollarahim Efendi bir gün Hacı Kamil Tirevi hazretlerine 'Oğlum biz hiç zekât vermeyiz' dediğinde, bunu duyan Hacı Kamil Tirevi hazretleri şaşkınlıkla 'Nasıl yani Efendim?' diye şaşkınlığını dile getirdiğinde, Hacı Mollarahim Efendi sözüne devam ederek 'Oğlum biz hiç zekât vermeyiz çünkü zekât verecek bir mal bırakmadan hepsini Allah rızası için tasadduk ederiz' demiştir.

Hacı Kamil Tirevi hazretleri, üstadı Hacı Mollarahim Efendi?nin cömertliği hakkında şunları söyler:

'Adakasım köyünün en zengini hatta sahibi olan Hacı Mollarahim hazretlerinin dergâhında her gün kazanlar dolusu yemekler pişirilir; bütün köy halkı ve ziyaretçiler bu kazanlarda pişen yemeklerden yerdi.'

Hacı Mollarahim Efendi, çok kibar ve ince düşünceli bir evliyaydı. Oğluna o yılın hasatını sattırır, elde edilen paranın bir kısmını erzak alımı için kullanır bir kısmını da dergâhta halının altına koyarak ihtiyaç sahiplerinin oradan almalarını isterdi.

Büyük bir peygamber aşığı olan Hacı Mollarahim Efendi, peygamberimizin adını duyduğunda hıçkıra hıçkıra ağlardı.

            Hacı Kamil Tirevi hazretleri, Hacı Mollarahim Efendi ile ilgili bir başka anısını şöyle anlatır:

'Bir gün Yunak?a Efendi hazretlerini ziyaret için yola çıktım. Yanıma da iki kutu baklava aldım. Yunak?a geldiğimde yolda bir derviş kardeşimiz beni karşıladı. 'İzmir?den mi geliyorsun?' dedi. Ben de evet dedim. Nereden bildiğini sorduğumda Hacı Mollarahim hazretlerinin 'İzmir?den bir evladımız gelecek. Elinde iki kutu baklava var. Git onu karşıla, yolda alıkoyma.' dediğini söyledi. 'Ben de senin elindeki kutulardan bildim.' dedi.

Ben, Hacı Mollarahim hazretlerine geleceğimi haber vermemiştim. Mübareğin çok açık bir kerametine böylece şahit olduk. Elhamdülillah...'

Yine Hacı Kamil Tirevi hazretleri, Hacı Mollarahim Efendi ile aralarında geçen bir başka diyaloğu şöyle anlatmaktadır:

'Bir dönem boğazlarımdan rahatsızlık yaşıyordum. O zamanlar telefon yoktu. Hacı Mollarahim hazretlerine mektup yazarak 'Efendim boğazlarımdan rahatsızlık yaşıyorum bir süreliğine zikirlerimi ağzı kapalı, sessiz olarak yapabilir miyim?' diye sordum. Efendi hazretleri cevaben 'Oğlum fısıltıyla da olsa cehri zikir sayılır. Ağzını kapatırsan hafi zikre girer. O ise bizim yolumuza uygun değildir.' diyerek mektup yazmıştı.

 

DİYARBAKIRLI SEYİT ZEYNEL ABİDİN HAZRETLERİ

 

Hacı Kamil Tirevi hazretlerinin, manevi olarak kendisinden istifade ettiği bir diğer zat ise, Diyarbakırlı Seyit Zeynel Abidin hazretleridir. Şeceresi hem Hazreti Hasan?a hem de Hazreti Hüseyin?e dayanan çok muhterem ve mübarek bir zattır.

Hacı Kamil Tirevi hazretleri, Mehmet ağabeyiyle birlikte 1967 yılında hacca gitmek üzere bir kafileye dâhil olurlar. İzmir?den hareket eden kafile, Zeynel Abidin hazretlerini almak üzere Diyarbakır?a uğrar. Mübareğin, şehrin hemen dışında büyük bir dergâhı vardır.  Hacı Kamil Tirevi hazretleri bu ziyaretlerini şöyle anlatır:

'Zeynel Abidin hazretlerinin dergâhına girdiğimizde yaklaşık bin kişinin katıldığı bir halkayı zikirle karşılaştık. Mübareği ilk gördüğümde sanki Peygamber Efendimizin ruhaniyetinin görür gibi oldum. Zeynel Abidin hazretleri dünyada gördüğüm en yakışıklı kişiydi. Zikir esnasında elinde iri taneli büyük bir tespih olduğu halde zikri yönetiyordu.

Zikir esnasında dervişler tarafından hançer burhanı ve Kadiri huruç hareketi yapılıyordu. Biz daha önce de böylesi burhanları duymuş ve görmüştük ama o meclisteki kadar hiç etkilenmemiştik. Bir de diğer tarikatlarda genellikle burhanları şeyh efendiler yapıyordu. Zeynel Abidin hazretlerinin dergâhında ise dervişler yapıyordu.

Orada bir gece misafir kaldıktan sonra ertesi gün hac yolculuğu için tekrar yola çıktık. Zeynel Abidin hazretleri bölgede çok tanınan bir zat olması nedeniyle gümrüklerde hiç zorluk yaşamadık.

Zeynel Abidin hazretleri dünya malına meyletmeyen, cömert biriydi. Öyle ki kendisine sunulan ikramları herkesle paylaşır ve dağıtılmasını isterdi. Hatta bir portakal soyulsa herkese birer dilim dahi olsa paylaştırırdı.

Mübarek, geceleri çok az uyur, uyuduğunda da ayaklarını asla uzatmazdı. Kendisine bir yastık verilirse diz çöker, yastığı ikiye bükerek dizlerinin üzerine koyar ve onun üzerine başını koyarak bir saat kadar istirahat ederdi.

Zeynel Abidin hazretleri beni çok severdi. Hac süresince yanında olmamıza müsaade ettiğinden hep birlikte olurduk. Medine?deyken ibadetlerimizi Peygamber Efendimizin mübarek kabri saadetlerinin yanında yapardık. Ben çok kalabalık olması sebebiyle ve yer bulamayacağız kaygısıyla sürekli telaşlanırdım. Mübarek ise 'Hacı Kamil oğlum acele etme, sen elimi tut.' derdi. Sanki her gün manevi olarak yerimiz ayırılmışçasına Peygamberimizin kabri saadetlerine ziyaret ederdik. Mübareğin sol kolu Peygamberimizin kabri saadetlerine, sağ kolu ise benim omzuma temas ederdi.'

Hacı Kamil Tirevi hazretleri, Zeynel Abidin hazretleri ile ilgili bir başka anısını şöyle anlatır:

'Otobüs şoförümüz Cemal Ağanın oğlu Enver, tasavvuf yolunu bilmediğinden Zeynel Abidin hazretlerine gösterilen saygıyı anlayamıyor 'Ne var bu adamda? Herkes ona saygı gösteriyor ve onu imam ediniyor.' diye söyleniyordu. Az sonra Şeyh Efendinin de aramızda olduğu bir sohbet ortamından sonra Şeyh Efendi bir ara şoföre dönerek:

'Bak oğlum, otobüsün sileceklerini açık bırakmışsın.' dedi. Şoför 'Hayır kapalı.' deyince, Şeyh Efendi eliyle otobüsün camını göstererek işaret parmağını sağa sola hareket ettirdi ve 'Oğlum bak çalışıyor, görmüyor musun?' dedi. Şoför bu duruma çok şaşırarak 'Kapalıydı bu ya.' dedi. Şeyh Efendi elini indirince silecekler tekrar durdu. Şoför 'İşte durdu.' deyince Şeyh Efendi tekrar elini kaldırıp parmağını hareket ettirdi ve silecekler tekrar hareket etmeye başladı. Şoför bunu yapanın Şeyh Efendi olduğunu anlayarak 'Bunu siz yapıyorsunuz efendim.' diyerek Zeynel Abidin hazretlerine gösterilen ilginin sebebini açıkça anlamış oldu.

Hacdan dönerken Şam?a uğradık. Şam?da Mehmet ağabeyimle dolaşırken bir tatlıcıya girdik. Orada tatlı kültürü çok yaygındı. Ağabeyim de tatlıyı çok seviyordu. O sırada Zeynel Abidin hazretlerini gördük ve hemen kendisini tatlı ikram etmek için içeriye davet ettik. Mübarek 'Oğlum bana hiç teklif etmeyin, zira çok rahatsız ediyor bu yüzden ağzıma alamam.' diyerek ikramı geri çevirdi. Aslında mübarek çok ince düşünüyor kendisini dünyaya meylettirecek hiçbir şeye yaklaşmıyordu.

 

ÇORUMLU HACI MUSTAFA EFENDİ

 

            Hacı Kamil Tirevi hazretlerinin manevi yaşamında etkili olan diğer bir kişi de Çorumlu Hacı Mustafa Anaç hazretleridir. Hacı Kamil Tirevi hazretleri, üstadı Hacı Mollarahim hazretlerinin 1980 tarihinde Hakk'a yürümesinden sonra, zaman zaman Tire?ye dervişlerine ziyarete gelen Çorumlu Rufai üstadı Hacı Mustafa Efendi hazretlerinden ders alarak intisap etmiştir. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi hazretleri, dönemin birçok evliyası tarafından 'Zamanın Kutbu' diye nitelendirilen meşhur bir mürşit-i kâmildi.

Hacı Kamil Tirevi hazretleri, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi hazretleriyle ilgili bir anısını şöyle anlatır:

'Arkadaşlarımızla birlikte Çorum?a üstadımıza ziyarete gitmiştik. Akşam zikir ve sohbet oldu. Saat gece yarısını geçmişti ki yol yorgunluğuyla biz de istirahat için odamıza çekildik. Teheccüd namazına uyanamayabiliriz kaygısıyla kendi aramızda kılıp da mı yatsak diye konuşurken, Hacı Mustafa Efendi hazretleri odamıza girdi. Biz de üstadımıza soralım dedik. 'Efendim yorgun olduğumuz için teheccüd namazını kılıp da mı yatalım yoksa kalkıp da mı kılalım?' diye sorduk. Mübarek bize çok zarif bir cevap vererek 'Evlatlarım kılıp da yatalım, kalkıp da kılalım. İnşallah neden fazla kıldınız diye dövmezler' dedi.

Çorumlu Hacı Mustafa Efendi hazretleri dünya malına hiç değer vermezdi. Bu konuyla ilgili Hacı Kamil Tirevi hazretlerinin anlattığı bir anısı şöyledir:

'Çorum?a dışarıdan gelen üç kişi Şeyh Efendiyi ziyaret etmişlerdi. Ziyaretleri sırasında işe ihtiyaçları olduğunu bildiren bu kişilere Şeyh Efendi, verimli bir bağının gündelik ücretlerinin ödenmesi karşılığında çapalanması görevini vererek iş imkânı sağlamıştı. Üç dört gün sonra işçiler Şeyh Efendinin yanına gelip işi bitirdiklerini söyleyerek paralarını almış ve gitmişlerdi. Birkaç gün sonra Şeyh Efendi bağa gittiğinde çapa yapılmadığını görmüş ve insanların dürüst olmamalarına, helal kazanca önem vermemelerine çok üzülmüştü.

O gece Şeyh Efendinin yaşadığı bu olaydan ötürü ibadetlerinde aksamalar meydana gelmiş ve bu durum manevi huzursuzluğa sebebiyet vermişti. Sabah olunca Şeyh Efendi bir dervişini çağırarak 'Oğlum! Kızılırmak?ın kenarındaki bağı akşama kadar sat gel. Sakın satmadan gelme.' demiş. Derviş üstadının neden böyle bir şey yapmak istediğine anlam veremese de kendisine verilen görevi yerine getirmek için huzurdan ayrılmış. Aynı günün akşamı bağı değerinin çok altında bir fiyata satarak Şeyh Efendinin yanına dönmüş. Şeyh Efendi bağın kaç paraya satıldığını dahi sormadan dervişine hayır dua etmiş. Bunun üzerine derviş dayanamayarak 'Efendim çok verimli bir arsanızı değerinin çok altında bir fiyata sattırdınız ve çok zarar ettiniz. Bu davranışınızın sebeb-i hikmeti nedir?' diye sormuş. Şeyh Efendi 'Evladım biz Allah rızası için geçireceğimiz bir tek gecemizi hiçbir dünyalık mala değişmeyiz. Bir gecemizi de bir bağa satmayız' demiş.

 

NEVŞEHİRLİ HACI ABDULLAH BABA

 

1984 yılında Çorumlu Hacı Mustafa Efendi hazretlerinin Hakk?a yürümesinden sonra 1985 tarihinde Nevşehirli Hacı Abdullah Gürbüz Efendi?ye manevi irşat görevi verilmiş böylece dergâhın yeni şeyhi Hacı Abdullah Baba hazretleri olmuştu. Hacı Kamil Tirevi hazretleri, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi hazretlerinden sonra Nevşehirli Hacı Abdullah Baba hazretlerine intisap etmiştir.

Hacı Abdullah Baba hazretlerine, 2004 yılında Hakk?a yürümesine kadar bağlılığını devam ettirmiş ve kendisinden çok büyük manevi desteklerini görmüştür. Nitekim Hacı Abdullah Baba hazretleri, Hacı Kamil Tirevi hazretlerinin yetişmesine büyük özen göstermiştir.

Hacı Abdullah Baba hazretleri bir sohbet meclisinde Hacı Kamil Tirevi hazretleri ile ilgili şu güzel anısını paylaşmıştır:

'Sivaslı Ahmet Turan Gümüş, Burhan Kepenek, Hafız Ali Akgül ve birkaç kardeşimizle birlikte Kebapçı Kamil Efendinin dükkânına gittik. Kendisi çok muhterem ve salih bir insandır. Kamil Efendi 'Efendi Baba bana bir Hu de.' dedi. Ben de 'Sebebini söylemezsen olmaz.' dedim. 'Ne olur Efendim bir Hu deyin.' diye ısrar edince ben tekrar 'Oğlum sebebini söylemezsen olmaz.' diye cevap verdim. Bunun üzerine anlatmaya başladı:

'Bugün rüyamda Buğday Dede hazretlerinin oraya Peygamber Efendimiz hazretleri geldi. Birkaç tane de enbiya vardı. Cihar-ı Yar-i Güzin hazretleri de oradaydı. Sizi çağırdılar ve Resulallah Efendimiz 'Evladım Abdullah Efendi gel.' dediler. Peygamberimizin huzuruna geldiniz ve selam verdiniz. Kendisi iki elinizden tuttu ve 'Şimdi sana Hu diyeceğim, sen de içine çek evladım.' dedi.  Üç defa 'Hu, Hu, Hu' dedi ve arkasından 'Hu İsm-i Azam?dır, ecelden başka her derde şifadır. İnsanların niyeti üzerine ümmetime 'Hu' de evladım.' diye buyurdular.

Peygamberimiz sizi pervane gibi döndürdükçe siz 'Hu' diyordunuz. 'Hu' dedikçe yerlerde tomurcuk tomurcuk güller açıyor, fidanlar çıkmaya başlıyordu. Siz üç defa böyle yaptıktan sonra uyandım. Benim kalbimde bir maraz var efendim ne olur bana 'Hu' deyin' dedi. Ben de 'Ha şimdi oldu oğlum.' diyerek 'Hu' dedim.

Hacı Abdullah Baba hazretleri bir gün Ödemiş?e gelir, ziyaretlerinden sonra Ödemişli Hacı Adil ağabeyimize dönerek 'Hadi oğlum Tire?ye, Hacı Kamil Efendi?yi ziyarete gidelim.' der. Minibüse binip Tire?ye doğru yola çıkarlar.

Yolda giderken Hacı Abdullah Baba hazretleri ile aralarında geçen şu konuşmayı Hacı Adil Ağabeyimiz şöyle anlatıyor:

-          Oğlum şimdi Hacı Kamil bize yemeği hazırlamaya başlamıştır.

-          Efendim geleceğimizden kimsenin haberi yok ki.

-         Gidince görürsün oğlum, bizim masayı şimdiden hazırlamaya başlamıştır.

Biraz daha yol aldıktan sonra Hacı Abdullah Babam konuşmaya devam etti:

-         Müşterisi bile varsa masadan kaldırıp temizlemiştir. Biz gidinceye kadar o masaya kimseyi de oturtmaz.

Tire?ye yaklaştığımız bir sırada da:

-         Şimdi bize bir de kavun keser ki; bak bakalım ömründe bir daha böyle bir kavun yiyebilecek misin?

Bütün bu konuşmalardan sonra Tire?ye vardık, Hacı Kamil Efendinin dükkânına yaklaştık. O gün Tire?nin büyük pazarı olduğu için her taraf kalabalıktı. Dükkâna yaklaşınca baktım ki Hacı Kamil Efendi dükkânın önüne çıkmış sağa sola bakınıyor. Nereden geldiğimizi görebilmek için âdeta parmaklarının ucunda etrafa bakınıp duruyordu. Karşıdan bizi görünce hemen koştu ve karşıladı. Abdullah Babam hazretleri bana dönerek

-          Gördün mü ağa ben sana söylemedim mi?

-          Evet, efendim demiştiniz.

Hacı Kamil Efendi bizi görünce sanki bayram etti. 'Efendim hoş geldiniz, şeref verdiniz.' diyerek bizi hemen içeriye davet etti. İçeri girdik, dükkân çok küçüktü. İçeride uzunca iki tane masa vardı. Birinde müşteriler oturuyordu diğeri ise boştu. İki kişilik hazırlanmış olan bu masa bizim için hazırlanmış gibiydi. Abdullah Babam hazretleri, Hacı Kamil Efendiye dönerek:

-       Ağa hayırdır sana kim haber verdi bizim geleceğimizi? Adil oğlum yoksa sen mi aradın haber verdin geleceğimizi?

-          Hayır, efendim ben haber vermedim.

Bu sefer Hacı Kamil Efendiye dönerek:

-          Hayırdır oğlum nereden haber aldın geleceğimizi?

-         Efendim kimse haber vermedi. Ben işte öyle hisseder gibi oldum, içime doğar gibi oldu.

Abdullah Babam hazretleri bana dönerek 'Görüyor musun oğlum, ağabeyin ser veriyor sır vermiyor.' dedi. Sonra Abdullah Babam hazretleri, Hacı Kamil Efendi?ye dönerek:

-         Peki, oğlum iki kişi geldiğimizi nasıl anladın? Ben yalnız da gelebilirdim veya 3-4 kişi de gelebilirdik?

-          İşte Efendim iki kişi geldiğinizi görür gibi oldum.

Yemeğimizi yedikten sonra Hacı Kamil Efendi dolaptan iki porsiyon kavun çıkarıp önümüze koydu. Hacı Abdullah Babam hazretleri bana dönerek 'Oğlum bak gördün mü? Ben sana demedim mi? Ye bakalım, bak tadına nasılmış kavun?' dedi. Ben 'Bismillah' diyerek kavundan bir dilim aldım.  Hakikaten o güne kadar ömrümde böyle bir kavun hiç yememiştim. Daha sonraları Hacı Abdullah Babam hazretleri ziyaretimize geldiğinde mübarek sever diye kavun alır ve ikram ederdim. Abdullah Babam hazretleri bana 'Oğlum ne kadar özenirsen özen, Hacı Kamil?in kavunu gibi olmaz.' derdi. Çok daha sonra bu kavun meselesini Hacı Kamil Babama sordum. Dedi ki:

-  Oğlum, Abdullah Babam hazretleri kavun sever diye pazara kavun almaya gittim. Her tarafa baktım, aradım. Sonunda iki tane kelek kavun buldum onları alıp size ikram ettim.

Hacı Abdullah Baba hazretleri, yine dervişlerine Hacı Kamil Tirevi hazretlerine rüya yorumlama görevi verilişinden bahsederek 'Tireli kebapçı Hacı Kamil Efendi var. Ona manen rüya tabiri görevi verildi. Rüyalarınız veya halleriniz olduğunda ona anlatabilirsiniz.' demiştir. 

Hacı Kamil Tirevi hazretleri kendisine rüya tabiri yetkisinin bizatihi Yusuf Peygamber tarafından manevi olarak verildiğini söylemiştir. Hatta kendisi Yusuf Aleyhisselâma 'Anlatılan rüyaları nasıl tabir edeceğim? Benim ilmim yok ki.' diye sorduğunda Yusuf Aleyhisselâm kendisine 'Evladım sana rüyalar anlatılır. Anlatılan rüyalar içerisinde manevi olarak tabir edilecek çok az rüya olur. Öyle rüya olursa, konuşan senin ağzın olur fakat manasını biz söyleriz inşallah' diye cevap verir.  

Hacı Abdullah Baba hazretleri irşat vazifesi gereğince sık sık yurt dışı seyahatlerine çıkardı. Yine yurt dışında olduğu bir dönemde Ödemişli Hacı Adil Ağabeyimiz, gördüğü bir kısım rüyayı Hacı Abdullah Baba hazretleri ile görüşme imkânı bulamadığı için dergâhta kendisinden önde olarak tahmin ettiği bir kısım ağabeylerine anlatır. Daha sonra Hacı Abdullah Baba hazretleri Türkiye?ye döner. Bir süre sonrada Ödemiş?e dervişleri ziyarete gelir. Gün boyu çeşitli sohbet programları olur. Akşam istirahat için Hacı Adil Ağabeyimizin evine misafir olur. Hacı Adil Ağabeyimiz Hacı Abdullah Babanın istirahat etmesi için odasını hazırlar ve davet eder. Daha sonra Hacı Abdullah Baba?dan müsaade isteyerek odadan çıkmak ister. Bu sırada Hacı Abdullah Baba hazretleri ile aralarında yaşanan diyalogu Hacı Adil Ağabey şöyle anlatır:

-          Ağa gel bakalım otur yanıma.

-          Efendim ben oturmayayım geç oldu siz çok yorgunsunuz istirahat edin.

-          Gel oğlum gel otur. Oğlum rüyan neyin yok mu? Anlat bakalım.

-          Var efendim ama sabahleyin anlatırım. Siz dinlenin yorgunsunuz.

-          Oğlum sana rüyan var mı yok mu diye soruyorum.

-          Efendim sabahleyin anlatsam siz bir dinlenseniz.

-         Oğlum senin şeyhin kim? Oğlum sen rüyalarını kimlere anlatıyorsun? Sen onları bir şey zannedip, gördüğün rüyaları anlatıyorsun; onlar da senin rüyalarını kendileri görmüş gibi bana anlatıyorlar. Kim ki onlar? Biz kimin ne gördüğünü ne görmediğini bilmiyor muyuz? (Kızarak) Otur şuraya anlat bakalım. Hayır, olsun inşallah.

Peki, efendim dedim ve tek tek gördüğüm rüyaları ilki şöyle ikincisi böyle diye anlattım. O da bana 'Oğlum ilk gördüğünü şuna anlatmışsın, ikincisini şuna anlatmışsın, üçüncüsünü falanca kişiye anlatmışsın.' diyerek tek tek anlattığım kişilerin isimleriyle bana söyledi. Ben 'Evet, efendim.' dedim. Hacı Abdullah Baba hazretleri:

-          Yaa, oğlum. Bundan sonra hele birine bir şey anlat da gör halini.

-          Peki, efendim anlatmam.

Bir yıl kadar kimseye hiçbir şey anlatmadım. Hacı Abdullah Baba hazretleri tekrar Ödemiş?e geldiğinde bana 'Oğlum bundan sonra geceleri kıbleye doğru dönerek şu koltuğa oturacaksın. Eline tesbihini alacaksın, derslerini çektikten sonra 'La ilahe illallah.' demeye başlayacaksın.' dedi.

Rüyalarımı başkalarına anlatamamaktan dolayı çok sıkıntılı bir dönem yaşadım. Bu durum bir sene kadar devam etti. Efendim hazretleriyle Ödemiş?e geldiğinde tekrar görüştük. Bu sefer kendisine 'Efendim, siz sürekli dışarı gidiyorsunuz, yüz yüze görüşemiyoruz. Soracağım danışacağım şeyler oluyor. Siz kimseye bir şey anlatmayacaksınız dediniz. Ben çok zorlanıyorum. Eğer müsaadeniz olursa yaşadığım, gördüğüm şeyleri Tireli Hacı Kamil Ağabeyime anlatsam olur mu efendim?' dedim. Hacı Kamil ismini duyar duymaz 'He şimdi oldu oğlum.' dedi.

Abdullah Babam hazretleri bana dönerek:

-       Elhamdülillah, evladımız adı gibi Kamil?dir oğlum. Anladın mı? Hem Allah ona manevi bir güzellik vermiş. Kendisine bir şey anlatılsa 'Allah?ım bu kardeşimize daha güzelini ver, daha iyi hal eyle, onun edebini ahlakını arttır.' diye dua eder. Allah da onun duası hürmetine anlatanların halini güzel eyler oğlum.' dedi.

 

HACI KAMİL TİREVİ HAZRETLERİNE MANEVİ GÖREVİNİN VERİLİŞİ

 

14 Mart 2004 tarihinde Nevşehirli Hacı Abdullah Baba hazretleri Hakk?a yürümüş, mübareğin vefatından kısa bir süre sonra da Hacı Kamil Tirevi hazretlerine manevi irşat görevi verilmişti. Bu görevin verilişi ile ilgili Hacı Kamil Tirevi hazretlerinin de bulunduğu bir mecliste dergâhın ağabeylerinden birisi müsaade isteyerek kendisinin de vâkıf olduğu manevi görevin verilmesini şöyle anlatmaktadır:

'Sevgili kardeşlerim! Tarih 21 Mayıs 2004. Nevşehirli Hacı Abdullah babanın vefatından sonra çok üzüldüğüm için o sırada Muğla Köyceğiz?de ikamet eden oğlum beni teselli babında yanına çağırdı. 21 Mayıs Perşembe?yi Cuma?ya bağlayan gecesi rüyamda Tire?deyim. Efendimin bulunduğu cadde ve bizim olduğumuz mekân bir bütün halindeydi. Belki 30,000 belki 50,000 kişi vardı. Ben gelen misafirleri karşılıyordum. 12 Piran hazretleri de oradaydı. Hepsinin sancakları ayrı ayrıydı. Yeşil sancak, siyah sancak hepsi oradaydı. Efendim de oradaydı. Yemek yeniyor, Kuran-ı Kerim okunuyordu. Vakit ikindiye doğru oldu. Az sonra Güneş ziyasızlaştı. O sırada anladık ki Resulallah Efendimiz teşrif ediyordu. Bir müddet sonra Resulallah Efendimiz aynen teşrif ettiler. Birden meydanda iki tarafından merdiveni olan büyük bir kutlama tahtı belirdi. Ben de gümüş bir tepsi üzerinde yemek ikramı yapıyordum. İkramdan sonra Resulallah Efendimiz bizzat ümmeti için bizim dergâhın duası gibi bir dua etti. Daha sonra üstadımız davet edildi. Efendim kürsüye çıktı. Peygamber Efendimiz kendisine Kur?an okumasını söyledi. Kur?an okuduktan sonra bizzat kendisi günün manasını ifade eden bir konuşma yaptı. Daha sonra nurdan bir kâğıt üzerine mührünü basarak 'Seni ümmetimi irşada görevlendiriyorum evladım.' dedi ve kâğıdı kendisine takdim etti.

Bu rüyayı görünce Köyceğiz?de daha fazla duramadım Pazar günü Tire?ye döndüm. Pazartesi günü sabahleyin erkenden Efendimi ziyarete gittim. Beni görünce Efendim de ağlamaya başladı 'Oğlum biz de gördük Elhamdülillah fakat sus.' dedi bana, ben de 'Efendim siz bana sus diyorsunuz ama ben bunu anlatmak mecburiyetindeyim.' dedim. Kendisi bana 'Sus oğlum, bunu kimseye anlatma. Biz affımızı istiyoruz.' dedi.

Manevi görevin verilmesinden sonra Hacı Kamil Tirevi hazretleri kendisine verilmiş olan bu kutlu görevi açıklamayarak uzun bir süre Peygamber Efendimizden affını talep etmiştir.

Ödemişli Hacı Adil ağabeyimiz, Tire?ye ziyarete gittiği bir günün akşamında Tire zâkiri Hacı Sümer Ağabeyimizin evinde arkadaşlarla birlikte ders yapmak üzere toplanırlar. Zikir meclisi kurulur. Hacı Adil Ağabeyimiz zikrullah esnasında yaşamış olduğu manevi hali şöyle anlatmıştır.

'Zikir meclisi kurulduktan sonra kelime-i tevhid başladığı sırada bir manevi haberci geldi. Peygamber Efendimiz 'Hafız Osman oğlu Hacı Kamil derhal gelsin bekliyorum.' demiş. Bundan sonra bir anda Kâbe?de tavaf halinde olduğumuzu müşahede ettim. Çok büyük bir kalabalık vardı. Peygamber Efendimizin bir tarafında Hacı Kamil Babam hazretleri ve bizler, öbür tarafında ise diğer büyük peygamberler, Cihar-i Yâri Güzin Efendilerimiz, Sahabe-i Kiram hazretleri vardı. Saf bu şekilde uzayıp gidiyordu. Tavaf başladı. O esnada Peygamber Efendimiz 'Hacı Kamil artık görevini açıkla' dedi. Hacı Kamil Babam hazretleri iki büklüm oldu. Peygamber Efendimiz tekrar ederek 'Anladın mı oğlum artık açıkla, bunun sakınılacak tarafı kalmadı, bekleyecek durumun yok artık.' dedi. Hacı Kamil Babam hazretleri cevaben 'Efendim biz affımızı talep etmiştik.' dedi. Peygamberimiz 'Bunun sakınılacak, beklenilecek tarafı kalmadı.' dedi. Tavaf devam etti. Başka bir konuşma olmadı.

Hacı Adil Ağabeyimiz bu hadisenin ayrı ayrı zamanlarda iki defa daha tekrar ettiğini açıkladıktan sonra en son gerçekleşen hadiseyi kısaca şöyle anlatmaktadır:

Üçüncüsü ise İstanbul?da gerçekleşti. Ticaret amacıyla İstanbul?da bulunuyordum. Akşam Hacı Muammer ağabeyinizin de bulunduğu misafirhanede toplandık. Zikir meclisi kuruldu. Ben ömrümde o gece korktuğum kadar daha önce korktuğumu hiç hatırlamıyorum. Peygamberimiz çok celalli bir şekilde geldiler ve 'Tireli Hafız Osman oğlu Hacı Kamil?i bana getirin' dedi. Yine Hafız Osman amca ve Hacı Kamil Babam hazretleri geldiler. Peygamberimiz önce Hafız Osman Efendiye şöyle bir süre baktıktan sonra Hacı Kamil babama döndü ve 'görevini derhal açıkla, yoksa bu geliyor' dedi. Elinde sarımsı bir metal parça vardı. Büyükçe bir kurşuna benziyordu.

Ben ertesi gün hemen işlerimi yarıda bırakarak Tire?ye geldim. Efendimin evine gittim. O zaman çok hastaydı. Beni görünce başladı ağlamaya. Ben zaten dayanamıyordum, bende başladım ağlamaya. Epey bir süre ağladık.

- Efendim ne yapacaksınız?

- Gördün işte oğlum yapacak bir şey kalmadı. Ne dedi?

- Ya açıkla ya da bu geliyor dedi.

- Oğlum, söz verdim. Sağlığım düzelir düzelmez bir İstanbul?a gitmem gerekiyor. İstanbul?a gidip gelelim, inşallah sen arkadaşlara haber verirsin. Camide toplanır görevimizi açıklarız inşallah.     

 8 Haziran 2006 tarihine kadar Hacı Kamil Tirevi hazretleri kendisine verilmiş olan manevi irşat vazifesini açıklamayarak affını talep etmiştir. Ancak 8 Haziran 2006 tarihinde Tire Yeşil imaret camiinde tüm Türkiye genelinden gelen Zâkir ve bir kısım dervişlerin huzurunda bu kutlu görevini açıklamıştır. O gün akşam namazına müteakip Ödemişli Hacı Adil Irmak Ağabeyimizin sorusu üzerine vazifenin kendisine verilişini şöyle anlatmıştır:

'Resulallah Efendimiz, Cihar-i Yâri Güzin ve 12 Piran Efendilerimiz geldiler, bize bu vazifeyi verdiler. Allah?ın izni ve keremiyle. Biz biraz kendimizi hazır hissetmedik. Biz geciktirdik davayı. Evet demeyi geciktirdik. Meydana çıkmayı geciktirdik. O da hayâmızdan, bir şey olmadığımızı bilmemizden. Zayıflığımızdan, kendimizi hazırlamamış olmamızdan, haddimizi bilmekten mütevellit. Fakat ihtar ihtar üstüne geldi. Haddimiz olmayarak biz bu göreve talip değiliz, çünkü kendimizi hazır hissetmiyoruz. Bir de böyle büyüklerin yerini doldurmak, büyük bir handikap, büyük bir mesele. Allah?ın yardımı yetişecektir inşallah. Resulullah?ın şefaati yetişecektir inşallah. O?nun sevdiklerinin himmeti yetişecektir inşallah. Israr ısrar üstüne. Bu defa iş ihtara kadar gitti. İşte bize dediler ki 'Bak ağa eğer hemen meydana çıkıp, kendini ortaya koymazsan, manevi bir kurşun gelip alt edecek seni'. İş buraya dayandı. Allah?ıma sığınırım, Allah?ıma sığınırım. O zaman mecbur kaldık vazifeyi almaya. Ama bu vazife dediğimiz şey; sizlerle kardeşlik hakkı, sizlerle Resulullah?ın sancağı altında toplanma hakkı, sizlerle Cenab-ı Hakk?tan dilenme hakkı. Başka bir şey değil. Bu makam kardeşlerin omuzlarına binme makamı değil, kardeşleri omzumuza alma makamı. Onlara hizmet etme, onlara hadim olma, onlara hamballık etme makamı. Böyle güzellik var bu makamda inşallah. Allah muvaffak edecektir inşallah, bağışlayacaktır inşallah, dünyevi ve uhrevi sıhhatler verecektir inşallah. Bizi mahcup etmeyecektir, mahrum etmeyecektir, mahzun etmeyecektir, müşkül etmeyecektir inşallah. Âmin. Allah razı olsun.'

Abdulmetin
Efendim, Sultanım, Hünkarım. Çok özledi seni bu garib kıtmirin Lutfeyle H
lütfi öcal
baba cım seni çok seviyoruz babacım ALLAHIM SENİ BİZDEN AYIRMASIN ALLAHIM
Belirtmek istemiyor
Selamun aleykum Hacı Kamil baba ile nasıl irtibata geçebilirim.İstanbulda oturuyorum.Yardımcı o
İsmini Vermeyen Misafir
You've really helped me unstedrand the issues. Thanks.
lütfü öcal niğde
sultanım çok özledik seni ALLAH IM DÜNYA GÖZÜYLE İNŞALLAH BİRKEZDAHA GÖRME
Efrad ı cihad
Selam eleykum ve rahmerullah,Allah u ekber,Resulullah(sav) Muhammeden Alla
züleyha kurt
Eselamun Aleyküm Rabbim Teala razı ve hoşnut olsun.Efendi babamızında himm
ersan akyüz
siteye emeği geçen herkesten allah razı olsun üstadımızın himmeti herkesin üzerine olsun
sultan öcalan
rabbim sizlerden razı olsun kardeşlerim gidip görüp sohbetinde bulunamayan kardeşlerim ve bu fa